ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ HİKMET YUMAĞIYDI…..

        Bir insanın hayatında anne ve babasının yeri tartışılamaz. Bu, her insan için aynıdır. Daha doğmadan babasını, çok küçük yaşta da annesini kaybeden Hz. Muhammed’in bütün sevgisinin, muhab­betinin odak noktasını Rabbi teşkil ediyordu. Anne ve babasından sonra çok sevdiği dedesi ve amcasını da kaybeden Hz. Muham­med’i, Allah (c.c.), adeta kimseyle paylaşamıyor, Habibinin sevgi­sinin yalnız Kendisine ait olmasını istiyordu.

ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ HİKMET YUMAĞIYDI…..
Prof. Dr. Haydar Baş

ÇOCUKLUĞU VE GENÇLİĞİ HİKMET YUMAĞIYDI…..

Resulûllah (s.a.v.), aynı zamanda ümmi idi. Yani okuması yaz­ması yoktu. Zaten Kureyş’in aklına durgunluk veren de; okuması yazması olmayan bir insandan dünyanın en güzel sözlerinin duyul­masıydı. Eğer herhangi bir eğitim görmüş olsaydı, O’na karşı olan­lar ve inkârcılar bunu delil olarak kullanacak ve ayetleri kendisinin yazdığını iddia edeceklerdi. Ümmilik O’nu, savunduğu davada bu tür suçlamalara karşı koruyordu.

Diğer bir husus; Resulûllah’a ilk vahyedilen ayet; “Seni yara­tan Rabbinin adıyla oku” idi. Halbuki O, okuma-yazma bilmemek­tedir. Demek ki, asıl âlim, asıl aydın, asıl ilim sahibi Allah’ı bilen, O’nun adıyla okuyan, O’nu tanıyan insandır. Böyle bir insan, oku­ ma-yazma bilmese de âlimdir. Tahsil görmemiş olsa da aydındır, ilim sahibidir. Çünkü, Yaradanını biliyor, tanıyor ve O’nun emrine uyuyor, O’nun adını anıyor. İşte Resulûllah (s.a.v.), ümmiliğiyle de bu noktada güzel bir örnek teşkil eder.

a Resulûllah’ın (s.a.v.), doğumundan itibaren her an, her saniye Allah (c.c.) tarafından korunduğunu görüyoruz. O’ndaki farklılık, O’ndaki üstün hâller ve seçilmişlik, bu İlahî himayenin sebebi­dir. O, her hâliyle diğer insanlardan farklıydı. Âlemlere rahmetti. O’nda da nefis vardı. Ama O, her türlü kötülük ve günahtan korun­muştu. Hiçbir putperest ayinine katılmadığı gibi, putlara adanan hiçbir şeye elini sürmezdi. Bir defasında kendine, putlara adanan hayvanların etinden ikram eden Zeyd ibn Amr’a, “Putlara adananı yemem” buyurmuştur.

Yine, her yıl düzenlenen bir putperest bayramına halaları tara­fından zorla götürülmüş, bayram yerinde bazı kişiler gelerek, bu ayinlerin kendisine yasaklandığını O’na bildirmişlerdir. Halaları da, O’nu bir daha böyle yerlere götürmemişlerdir.

Demek ki; Rabbi O’nu her türlü kötülükten ve Kureyş’in kötü alışkanlıklarından korudu. Allah (c.c.), kutsal bir görev için seçtiği Habibi’ni son nefesine kadar nazar-ı İlahîsi altında tutmuş, hima­ye etmiştir. Bu da, Resulûllah’ın üzerindeki görevin kutsallığını, davasının büyüklüğünü görmemiz açısından gözden ırak tutulma­malıdır.

a Sahih hadislerden de anlaşılacağı gibi; Hz. Muhammed (s.a.v.), soyların en faziletlisinden dünyaya gelmiştir. “Allah, mahlûkatı ya­rattı ve Beni en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları, Arap ve Arap olmayanlar diye iki fırkaya ayırdı ve Beni en hayırlılarının içinde kıldı. Sonra onları, kabilelere ayırdı ve Beni en hayırlılarının içinde kıldı (Kureyş). Sonra, ailelere ayırdı ve Beni en hayırlı ai­leden kıldı. Şahıs olarak da ailenin en hayırlısı kıldı” hadis-i şerifi, bize bunu anlatmaktadır.

 

Prof.Dr. Haydar BAŞ   Rahmeten li’l-Alemin cilt 1 Kitabı sayfa : 91 /92

Yazıyı hazırlayan: Gökhan Demir