Ehl–i Beyt sevgisi birliğimizin teminatıdır...

Peygamberimiz (s.a.v.) hadis yazmasını hiçbir sahabesine müsaade etmediği için hadislerin yazılması Hicri 2. yüzyılda Emevi halifesi Ömer b. Abdülaziz tarafından başlatılmıştır. Yani Ehl–i Sünnet’in elindeki hadislerin tamamı, Ehl–i Beyt kaynaklarından 100 sene sonra yazılmaya başlanmıştır.

<Ehl–i Beyt sevgisi birliğimizin teminatıdır...

Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hüseyin'in (a.s.) soyundan gelecek imamlara, henüz sağlığında işaret etmiştir. Bu, Ehl–i Beyt soyunun Allah tarafından nasp edilmiş olduğunun işaretidir.
 
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Ben, Allah'ın bütün insanlara gönderdiği elçiyim. Ancak, Benden sonra Allah tarafından insanlar için Ehl–i Beyt'imden imamlar tayin edilecektir.
 
Bunlar, insanlar arasında imamlık görevini yerine getirirken, küfür ve sapıklık imamları ile onların izleyicileri, onları yalanlayacak onlara zulmedeceklerdir. Haberiniz olsun, kim onları dost edinir, onlara tâbi olur ve onları tasdik ederse, o Bendendir, Benimle beraberdir ve Bana kavuşacaktır.
 
Haberiniz olsun, kim de onlara zulmederse, onlara yapılan zulme yardımcı olursa ve onları yalanlarsa, o Benden olmadığı gibi Benimle beraber de değildir ve Ben, ondan beriyim.' (el–Mehasin, s.155).
 
Seçilmiş insanların özellikleri
 

 
Hadise dikkat edilirse, Hz. Peygamberin (s.a.v.) dikkat çektiği nokta, Ehl–i Beyt soyundan gelenlere itaattir. Onlara sahip çıkmak ve onların hayat tarzını yaşamaktır. Allah tarafından seçilmiş imamların özellikleri şunlardır:
 
1– İmamlar, Allah tarafından tayin edilen, O'nun ilminin bekçileridir.
 
2– İmamlık, Allah'ın verdiği bir görevdir, birinden diğerine geçer.
 
3– İmamlar, ilmin vârisleridir, ilim mirasını birbirlerinden alırlar.
 
4– İmam, kendinden sonraki imamı bilir.
 
5– İmamlık, babadan oğula geçer.
 
6– İmamlar, ilim, cesaret, Allah'a itaat etme hususunda eşit düzeydedirler.
 
7– İmamlar, bir şeyi bilmek istedikleri zaman onlara bildirilir.
 
8– İmamlar, ne zaman öleceklerini bilirler.
 
Ehl–i Beyt'e göre imamlar mâsumdur. Ehl–i Beyt'in samimi kanaati budur. Diğer yandan Sünniler, sahabelerin fiilleri konusunda 'biz eleştiremeyiz' derler.
 
Bu hüküm ile aşağı yukarı her iki görüş de aynı noktaya gelmektedir. Birisi imamet konusunda, diğeri de sahabeler konusunda. O bakımdan, Ehl–i Beyt'in imamet konusundaki bu görüşüne hürmet ve Sünnilerin de sahabe görüşüne saygı duymak lazım.
 
Ehl–i Beyt'te ilmin kaynağı
 

 
İmamiye inancına mensup olanların hadis kaynaklarının tamamı Hz. Peygambere (s.a.v.), İmam Ali'ye (a.s.) ve Hz. Fâtımatü'z–Zehra (a.s.) annemize aittir. Bazı Sünnilerin, "Bu kaynak eserler imamlardan çok sonra yazılmıştır" iddiası doğru değildir.
 
Resûlullah (s.a.v.), sağlığında Kur'an ayetleri ile karışmasın diye hadisleri yazdırmamıştır. O'ndan sonra da diğer halifeler hadis yazmayı yasaklamışlardır.
 
Ancak, Resûlullah (s.a.v.) sadece Hz. Ali'ye (a.s.) kendisinden duyduklarını yazması için izin vermiştir. Bu izinle Hz. Ali (a.s.) Efendimizin külliyatı şu şekilde oluşmuştur:
 
1– Hz. Ali'nin (a.s.) Kur'an'ı.
 
2– Hz. Fatıma'nın (a.s.) Mushafı (Hz. Ali tarafından yazılmıştır).
 
3– Câmia (Hz. Ali'nin derlediği hadisler).
 
4– Cifr Kitabı.
 
Ayrıca Hz. Ali'nin (a.s.) hutbelerinden ve sohbetlerinden meydana gelen Nehcü'l–Belağa adlı eser İbn Ebi'l–Hadid tarafından yazılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Bu eserler, Hz. Ali'den (a.s.) sonra çocukları ve torunları olan Ehl–i Beyt imamlarına nesilden nesile aktarılmış, bir imamdan diğer imama miras olarak bırakılmıştır.
 
Bu emanetler bir imamdan diğerine sandık içinde aktarılırken, Peygamberimizin (s.a.v.) mührü ve silahı da bu emanetler arasındadır.
 
Sünni kaynaklar Hicri 2. Asırda yazılmaya başlandı
 

 
Peygamberimiz (s.a.v.) hadis yazmasını hiçbir sahabesine müsaade etmediği için hadislerin yazılması Hicri 2. yüzyılda Emevi halifesi Ömer b. Abdülaziz tarafından başlatılmıştır. Yani Ehl–i Sünnet'in elindeki hadislerin tamamı, Ehl–i Beyt kaynaklarından 100 sene sonra yazılmaya başlanmıştır.
 
Burada üzerinde durulması gereken bir konu da İmamiye yolunun sonradan ortaya çıktığı iddiasıdır. Bu iddia tamamen yanlıştır. Bu yolun başı İmam Ali (a.s.) ve onun çocukları ve torunlarıdır. Kısaca bu yol, Peygamber Hz. Muhammed'e (s.a.v.) ve Hz. Ali'ye (a.s.) dayanmaktadır.
 
İmam Ali hepimizin ortak değeridir
 

 
Bugün parçalanma senaryolarına sebep olması için gündem edilen Alevi–Sünni ayrımını bitirecek olan Ehl–i Beyt sevgisidir. İmam Ali (a.s.) sevdasıdır.
 
İmam Ali (a.s.) hepimizin ortak değeri ve paydasıdır.Bu öyle bir sevdadır ki, bir yandan seveni Hakka taşırken, bir yandan da dünya hayatını her bakımdan tanzim eder.
 
Bütün bu anlayışlar Ehl–i Sünnet ulemasının tartışılmaz kanaatleri ve yaşantılarıdır. Ehl–i Beyt yoluna bağlılık ve hayranlık tarihin her döneminde Ehl–i Sünnet imamları tarafından hayata geçirilmiş, bu ölçüler daha sonra avamın hal ve hareketlerinin Ehl–i Beyt'in hayatı ve imamların yolu ile şekillenmesine vesile olmuştur. Yani, burada Şii–Sünni ayrılığı değil, bilakis Muhammed ümmetinin şuuru ile Müslümanların tevhidi ve birliği söz konusudur.
 
Sürekli olarak, birlikte rahmet olduğu anlatılmış ve yaşanmış, ayrılıkta da azap olduğu bütün müminlerin gönlüne nakşedilmiştir.
 
Ehl–i Beyt, ümmet–i Muhammed'in tevhidine, birlik ve beraberliğine esas olmuş, sevgi, aşk, rıza, tevhid yolu şeklinde ortaya gelmiştir.
 
Anadolu Coğrafyası
 

 
Anadolu coğrafyası çeşitli kültür ve medeniyetlerin yaşandığı bir yerdir. Asırlar boyu İslam dünyasına da merkez olmuş bu coğrafyada, her türlü yorum ve anlayışta Müslümanın ve insanların yaşamış olması çok tabii ve normaldir. Uzun yıllardan beri bu farklılıkların müşterek bir noktada buluşup yaşamış olması; mücadelelerin, savaşların önüne geçmiş, bir ve beraber olunmuştur.
 
Sünni, Alevi, Şii bir ve beraber olmuş, asırlara kardeşliğin mührünü vurmuşlardır. Bu bağlamda Ehl–i Beyt sevgisi, medeniyet kimliğimizin has mayası, tevhid ve birliğimizin teminatıdır. (Prof. Dr. Haydar Baş İcmal Dergisi Aralık 2011) Hazırlayan; AknAydn