HABEŞİSTAN’A ZORLU YOLCULUK I…..

  Müslümanlara yapılan eziyet ve işkenceler had safhaya varmış­tı. Öyle ki; en büyük düşmanlıkları kendi aileleri ve yakınlarından görüyorlardı. Ayrıca müşrikler, ellerini kana bulamaktan çekinme­yip birkaç Müslümanı şehid etmişlerdi.

HABEŞİSTAN’A ZORLU YOLCULUK I…..
Prof. Dr. Haydar Baş

HABEŞİSTAN’A ZORLU YOLCULUK I…..

Bu durum karşısında Hz. Resul, Müslümanların daha emin bir beldeye hicret etmelerine mü­saade ederek Habeşistan’a gitmelerini tavsiye eyledi. “Orada bir hükümdar var, kimseye haksızlık yaptırmaz; orası doğru ve emin bir yer. Allah başka bir kapı açıncaya kadar oraya gidin” buyurdu.

Bunun üzerine Müslümanlar, iki kafile halinde ilk hicreti ger­çekleştirip, Habeşistan’a gitmeye başlamışlardır. Kafile halindeki ilk hicrette 10 erkek ve 5 kadın sahabe, gizlice Mekke’den çıkıp Kızıldeniz yoluyla Habeşistan’a vardılar.

    Tarih M. 615, Receb ayı idi. Kafile’de şu sahabiler vardı: Hz. Osman ve hanımı Hz. Ru­kiyye, Zübeyr b. Avvam, Ebu Huzeyfe b. Utbe ve hanımı Seh­le, Mus’ab b. Umeyr, Abdurrahman b. Avf, Ebu Seleme ve ailesi Ümmü Seleme, Osman b. Maz’ûn (Kafile reisi idi), Âmir b. Rebia ve ailesi Leyla, Süheyl b. Beyda, Ebu Sebre b. Ebi Rühm ve hanımı Ümmü Gülsüm.

   Mekke’yi sessizce terk eden bu sahabiler, Habeş Necaşisi ve halkı tarafından çok güzel karşılandılar. Buraya yerleştikten sonra da ibadetlerini îfâ, dinî inançlarını yaşama hususunda herhangi bir engel ve zorlukla karşılaşmadılar.

İlk giden kafilenin iyi karşılanması; Mekke’deki Müslümanlara ümit veriyordu. Ve bir sene sonra ikinci bir kafile daha Habeşistan yolunu tuttu. ‘Rabbimiz Allah’tır’ dedikleri için doğup büyüdükleri yurtlarından çıkarılan bu insanlar, dinlerini ve akidelerini korumak ve de bu inançlarını kabullenecek insanların irşadına vesile olmak gayesiyle Habeşistan’a gidiyorlardı.

Bu kafilenin başında Hz. Peygamber’in amcası Ebu Tâlib’in oğlu Hz. Câfer bulunuyordu. Kafile 80 kişi kadardı. Bunlar da sağ-salim Habeşistan’a ulaşmış; orada aradıkları sükûn ve ibadet ser­bestisine kavuşmuşlardı.

     Kureyşliler, bu durum karşısında telaşlanmaya başladılar. Hicret edenleri geri almak için Amr b. As ve Abdullah İbn-i Ebi Rebia’dan müteşekkil bir heyeti birtakım hediyelerle Habeş kralı Necaşi’ye gönderdiler. Bu iki elçi Habeş kralına, saray eşrafına, rahiplere ge­tirdikleri kıymetli hediyeleri takdim ederek Müslüman muhacirle­rin geri çevrilmesini istediler. Kralın etrafındakiler bu işe razıydılar, fakat Necaşi, Müslümanları dinlemeden hiçbir karar veremeyece­ğini kesin olarak bildirdi. Necaşi’nin sorularına Câfer b. Ebi Tâlib cevap verecekti.

     Aslında Amr b. As hediyeler verdiği eşrafa, kralın Müslümanları dinlememesini sağlamalarını tenbihlemişti. Ama bu istek, geri tepmişti. Küfrün ve zulmün hak ve doğru olanın karşı­sında âciz kalacağını çok iyi bildiğinden her devir müşriklerinin de âdeti olduğu üzere, Müslümanın davasını anlatamadan zulme uğratılmasını istiyordu, Amr b. As. Hz. Câfer, öncelikle elçilere üç soru sormak üzere izin istedi. Sorular şöyleydi: “Biz, tutulup efendilerimize iade edilecek köle­ler miyiz? Biz haksız yere birinin kanını mı döktük ki, kanı dökü­lenlere geri verileceğiz? Halkın mallarından haksız yere aldığımız, üzerimizde ödemekle mükellef bulunduğumuz mallar mı var?” Üç soruya da verecek olumsuz bir cevapları olmayınca Necaşi ister istemez: “Peki siz bu adamlardan ne istiyorsunuz?” diye çıkışmak durumunda kaldı. İsteklerinin hukuk dışı olduğu böylelikle orta­ya çıkan Amr b. As, bu soruya da saçma ve hukuk dışı bir cevap verdi: “Onlar ve biz, bir dinde idik. Onlar, dinimizi bıraktılar; Muhammed’e ve dinine tâbi oldular.” Bu tutarsız cevapları kâle almayan Necaşi, Müslümanlara dönerek dinleri hakkında bilgi ver­melerini istedi.

  

Prof.Dr. Haydar BAŞ   Rahmeten li’l-Alemin cilt 1 Kitabı sayfa : 217 /221

Yazıyı hazırlayan: Gökhan Demir