İSLÂM’IN İLK DÖNEMLERİNDEKİ İTİRAZLAR III.....

Dünden devam eden…                                          

a) Müşriklerin Tevhide İtirazları

Müşrikler esasen Allah'a inanıyorlar ama O'na ortaklar koşuyorlardı. Onlar ahirete de inanmazlardı. Kur'ân'ın ifadesine göre onlara; "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorulacak olsa "Allah!" derler. Yani "Allah'ın varlığını kabul ettiklerini açıklarlar." (Bkz: Lokman: 25; Zümer: 38; Zuhruf: 9, 87; Ankebut: 61-63).

İSLÂM’IN İLK DÖNEMLERİNDEKİ İTİRAZLAR III.....
Gökhan Demir

İSLÂM’IN İLK DÖNEMLERİNDEKİ İTİRAZLAR III.....

 

  Yine (onlara): "Dünya ve içindekiler kimindir?" diye sorulduğunda, "Allah'ındır" derler. Hatta, mülkü; her şeyi idare eden O'dur, ikrarında bile bulunurlar." (Müminûn: 84, 85, 89).

Ancak, bu iddialara rağmen, Allah'a ortak koşmak ve ahirete inanmamak gibi sebeplerle tevhide itiraz eden müşrikler, bu itirazlarında kendilerinin bir kabahatlerinin olmadığını, cebren müşrik olduklarını ifade etmişlerdir:

"Ve şirk koşanlar dediler ki; "Allah dileseydi, ne biz, ne de babalarımız ondan başka bir şeye ibadet etmezdik. O'ndan ayrı olarak bir şeyi de haram kılmazdık.” (Nahl: 35)

İleride görüleceği gibi bu cebircilik (zorlamacılık) itikadı daha başka bir tarzda yeniden türeyerek "Cebriye" adıyla bilinen dalâlet fırkalarından birini oluşturacaktır. Müşrikler yalan iddiada bulunuyor ve de aslı esası olmayan zanna tabi oluyorlardı. Halbuki zan hiçbir zaman ilim ve kesin delil ifade etmez.

"Şirk koşanlar diyecekler ki: Allah dileseydi biz de babalarımız da şirk koşmazdık ve bir şeyi haram kılmazdık. Onlardan öncekiler de böyle yalanladılar ve nihayet azabımızı tattılar. De ki: Bir bilginiz var mı ki o bilgiyi bize çıkarıp (izah edesiniz); siz ancak zanna tabi oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz." (En'âm: 148)

Müşrikler bu itirazlarıyla insanın kesb ve irade gücünü inkâr etmiş oluyorlar. Bilindiği üzere yegâne yaratıcı Allah'tır. Ancak, Allah insanı kendisine gayret ve irade gücü verildiği için mesul tutmaktadır. Kul iradesiyle gayret eder, Allah (c.c) da yaratır.

Allah'ın tekvînî ve teşrîi olmak üzere iki çeşit iradesi vardır. Tekvînî iradenin taalluk ettiği her şey cebren vuku bulur. Teşrîi iradede ise Cenâb-ı Hakk'ın rızası esastır. Bu iradede kulun iradesi ve tercihi önemlidir. Kul, dilerse hayrı da şerri de tercih edebilir, Allah da onu yaratır ve kul sorumlu olur. Kur'ân-ı Kerîm, bu manayı şöyle vurgular:

"Gecenin ve gündüzün değişmesinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattığı şeylerde ittika eden kimseler için ayetler (Allah'ın varlığına deliller) vardır.” (Yunus: 6)

Demek ki; vandaniyete dair deliller, iradesini iyi yönde çalıştırıp tefekkür eden, takva sahibi olanlar için büyük önem ifade ederler. Müşrikler ise zanna uydukları ve kalpleri perdeli olduğu için bu gerçekleri (delilleri) görememektedirler. Kötü tercihleri sebebiyle Allah onları terk etti ve onlar sapıklıkta kaldılar:

"... Ve onları şaşkın olarak azgınlıkları içerisinde bırakırız.” (En'am: 110)

Akl-ı selim sahipleri için vahdaniyete pekçok delil vardır. İşte bunlardan bazıları:

"Göklerde ve yerde bulunanlar da, onların gölgeleri de sabah-akşam ister istemez sadece Allah'a secde ederler." (Ra'd: 15)

"Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah'ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadırlar mı?” (Araf: 185)

"Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok. Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik. Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık)." (Kaf: 6-8)

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde, akl-ı selim sahipleri için gerçekten ibretler vardır. Onlar, ayakta dururken, otururken, yanları üzerine yatarken (her vakit) Allah'ı anarlar, göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler (ve şöyle derler:) Rabbimiz! Sen bunu boşuna yaratmadın. Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!)" (Â1-i İmrân: 190-191)

Devam edecek….