TÜRKİYE YOLGEÇEN HANINA DÖNDÜ.....

   Büyük Ortadoğu projesi kapsamında (Büyük İsrail) Türkiye istila edilmeye Özal zamanında başladı. Irakta güya Saddam’dan kaçan peşmergeler ülkemize sığındı. Sığınmacılar Türkiye’deki kamplara yerleştirildi. 20.000 sığınmacı Şakitan ve Miçiç köyleri civarına yerleştirildi.

TÜRKİYE YOLGEÇEN HANINA DÖNDÜ.....
Gökhan Demir

TÜRKİYE YOLGEÇEN HANINA DÖNDÜ.....

   40.000 sığınmacı Çukurca ilçesi sınırları içindeki köylere yerleştirildi. 10.000 kişi de Diyarbakır’da Dicle Nehri kıyısında kurulan geçici iskan bölgesine yerleştirildi. Sığınmacılar arasında PKK militanlarına rastlanmaması sonucu Türkiye sığınmacılar konusunu insani boyutu ile ele almıştır. 3 Eylül 1988 tarihinde Asayiş Kolordu Komutanı Hulusi Sayın yaptığı açıklamada Sayın “Bölgede güvenlik önlemleri alınmıştır. Muhtemel PKK sızmasına karşı, [sığınmacıların] soruşturmaları sürüyor. Güvenlik olarak tüm bölgeye hakimiz. Hiçbir sorunumuz yok. En büyük sorun iaşe, sağlık ve iskan sorunudur. Bunun da hükümetin direktifleriyle çok kısa sürede çözümleneceğini umuyorum” şeklinde konuşmuştu.

    İstila Suriyeli mülteciler ile devam etti. Türkiye ‘Açık Kapı Politikası’ çerçevesinde kapısına gelen hiçbir Suriyeliyi geri çevirmedi. Nisan 2011’de gelen ilk mültecilerin ardından iç savaştan kaçan 2 milyon 138 bin 977 Suriyeli Türkiye’de yaşıyor.

   Hatay’daki Cilvegöz Sınır Kapısı önünde hareketlilik başlar, Suriye’de yaşanan protesto ve iç çatışmaların artması artık bir insani krize dönmüştür ve Suriyeliler güvenlik endişesiyle ülkeyi terk etmeye başlar. İşte Türkiye ilk Suriyeli mülteciye kapısını o tarihte açar. Arkası gelir, iç savaştan, İŞİD zulmünden kaçan milyonlarca Suriyeli önce komşusuna sığınır. Suriye’de 12 milyon kişi yerinden edilir, 4 milyon 200 bini ise ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Bugün Türkiye bu 4 milyon 200 bin Suriyelinin 2 milyon 138 bin 977’sine ev sahipliği yapıyor. 23 Haziran 2021 tarihi itibarıyla şehirlerde yaşayan Suriyeli sayısı 3 milyon 628 bin 440 kişi olarak açıklandı. Şehirlerde yaşayan Suriyeli sayısı geçen aya göre 11 bin 985 kişi arttı.

   Şimdi de Afganistanlı on binlerce mülteci Van sınır kapısına dayanmış. Türkiye yolgeçen hanına döndürülüyor. Ülkemizde vatandaşlarımız iş için aş için yurt dışına gitmenin yollarını ararken biz ne idüğü belirsiz elin adamlarına bakıyoruz. Yetinseler neyse kasten ülkemize gönderiliyorlar.

   Irak, Suriye, İran ve Türkiye de yaşayan Kürk asıllı insanların adını kullanarak o bölgelerde isyanlar, karışıklıklar çıkarılarak o ülkelerin bölünmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Zaten bunu bölgede bilmeyen koyun bile yoktur. Yahudilerin Arz-ı mev’ud büyük İsrail (Büyük orta doğu projesi) hayalinin gerçekleştirilmesi için bu bölgeler yıllardır kan gölüne dönüştürüldü. Göz koydukları ülkelerin başlarına yetiştirdikleri veya anlaştıkları siyasileri ellerinde bulunan medya ile entrika oyun, kaset kumpas v.s çalışmaları ile iktidar ediyorlar. O ülkeler içinde uzun yıllardır yetiştirdikleri piyonları (ister siyasi ister terörist) devreye sokarak ülke içinde sözüm ona özgürlük adı altında karışıklık çıkarıyorlar.

    Siz bir düşünün yıllarca Siyonizm’e karşı savaştığını söyleyen, büyük orta doğu projesi büyük İsrail projesidir diyen bu projeye karşı çıkan siyasilerin projenin sahibi olan Yahudilerden madalya aldığına ve hatta bu projenin eş başkanı olduğuna hepimiz şahit olmadık mı?

   Saddam’ı Irakta iktidar eden bunlar değil miydi?  Aynı saydamı, İran’a musallat etmedi mi? 8 yıl iki Müslüman ülkeyi birbirine kırdırmadı mı? Çünkü İran devletinin şahı onların piyonu idi. Allah c.c. Rahmet eylesin Şeyh Humeyni onu tahtan indirince ABD ve ortağı İsrail’in eli kolu kırıldı. İran rejimini yıkmak yeniden kendi kuklalarını o ülkenin başına geçirmek için piyonları olan Saddam’ı, İran’a musallat ettiler.

    Piyonları olan Saddam’ı bu seferde Kuveyt’e musallat ettiler. Körfez savaşını çıkardılar hedefleri aslında Türkiye idi. 1991 yılında, ABD’nin körfez harekâtı sırasında, Özal’ın bir koyup üç alacağız dediği bir dönemde, Prof. Dr. Haydar Baş “Önce Irak’ı üçe bölecekler, sonra asıl hedef Türkiye’dir, Türkiye’yi bölecekler” dedi. Bugün yaşanan gelişmeler bunun ispatıdır. “Kürtler azınlık değildir. Türkiye’de Kürt sorunu değil, terör sorunu vardır” görüşünü Prof. Dr. Haydar Baş, her vesileyle ifade etmiştir. Bugün Türkiye’yi yönetenlerin geldiği nokta budur. Şubat-1995’te, Prof. Dr. Haydar Baş, “Göreceksiniz, Güneydoğu tampon bölge haline getirilecek, eğitim kampları oluşturulup, fiili devlet kurulacaktır” demişti. Bugün bu fiili durum konuşuluyor. Mart-1998’de, Prof. Dr. Haydar Baş, “Güneydoğu üzerinde bölgesel ve küresel güçlerin hesabı olduğunu” söyledi. Bugün ülkeyi yönetenler bunu itiraf ediyor. Ve yine Mart 1998’de, Prof. Dr. Haydar Baş, “Kürdistan kılıf, hedef Büyük İsrail” dedi. Bugün bu hesabın olduğu net anlaşılıyor.

Irak’ın kuzeyinde küçük İsrail kurulacak deniyor. Barzani’nin etrafında onu yönlendiren ve teşvik eden Yahudiler var deniyor. Referandum sürecinde bütün bunları açıkça gördük;  referandum sürecinde İsrail ve ABD bayrakları eşliğinde adım attılar.

   Ülkemize bir oyunla, insanlık adı altında sokulan bu mülteciler yarın kime askerlik yapacaklar. Ülkemizi idare eden diyeceğimde, edemeyenler demek daha doğru geliyor. Artık bırakın bu milletin yakasından düşün hain falan değil de en iyi ihtimal ile beceremediniz diyelim. Boynuna İsrail madalyası takarak, Büyük İsrail projesinin (BOP) eş başkanı olarak. Türkiye Cumhuriyeti devletine hizmet edemezsin Türkiye’nin düşmanları işe mücadele edemezsin. Ama ülkeyi onlara oyuncak edersin. İşi ehline teslim etmek lazım. Zorlamayın aradığınız çözüm bende diyen BTP genel başkanı Hüseyin Baş bey’e kulak vermek, çözüm projelerini dinlemek lazım…..